Serkan Tavşanoğlu'nun Blogu

SABAH GAZETESİ, MAG DERGİ ve SİNEMALAR.COM'da yayınlanan YAZI ve RÖPORTAJLARIM...



Emre Aydın’dan sonra maNga’nın da bir MTV heykelciği oldu. MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde Türkiye’yi temsil eden maNga, “Avrupa’nın en iyi sanatçısı” seçildi.

Aynı kategorideki diğer adayları düşündüğümüzde (geçtiğimiz yılın Eurovision fatihi, Rusya’nın gay pop starı Dima Bilan da onlardan biri), maNga’nın başarısına şaşırmamak gerek. Ancak yine de, dünya müzik endüstrisi için oldukça önemli bir gecede sahne almak, üstüne bir de ödüllendirilmek hafife alınacak bir şey değil elbette.

Ferman ve Cem başta olmak üzere, tüm maNga ekibini tebrik ediyor; menajerleri Hadi Elazzi’ye bol kazançlar diliyorum :)

Shakira, Leona Lewis, Green Day, Foo Fighters ve Jay-Z’nin de sahne aldığı gecenin fotoğrafları, bugün basına servis edildi. Hoşuma gidenleri, sizinle de paylaşmak istedim.












 




Ankara’da sosyal hayatın yetersizliğinden yakınıp, yapacak bir şey bulamayanlara şaşırıyorum. İstanbul’un sağı solu belli olmayan, adrenalini ve temposu yüksek gece hayatı şehrimize nüfuz etmemiş olabilir ancak Ankara’nın da kendine özgü ayrıcalıkları var.

Herşeyden önce Ankara, istediğiniz yere zaman kaybetmeden gidebileceğiniz, içinde bulunduğunuz anın tadını çıkarabileceğiniz, dilediğinizde yalnız kalıp, dilediğinizde kalabalığa karışabileceğiniz; her yere yetişip, herşeye yetebileceğiniz; insanı koşturmayan, yormayan bir şehir.

Tüm bu düzeni ve huzuru içinde, oldukça hareketli bir sanat ajandası da var Ankara’nın. Müzik isteyene konserler, partiler; sinema isteyene filmler, festivaller; tiyatro isteyene oyunlar, temsiller... Her akşam yapacak bir şey bulmak mümkün. Seçenek fazla olmayınca, kararsızlık da yaşamıyor insan. Aklı diğerinde kalmadığı için, keyfini çıkarıyor katıldığı etkinliğin.

Ayrıca kabul etmek lazım ki, yaşadığımız şehrin nimetlerinden tam anlamıyla faydalandığımız da söylenemez. Türkiye’nin en büyük sanat kurumlarından Ankara Devlet Tiyatrosu ve Devlet Opera ve Balesi, yanıbaşımızda harikalar yaratırken, evde oturup “Aşk-ı Memnu” izlemeyi tercih ediyor birçoğumuz. (Dizideki “aşk altıgeni” gerilimini ben de seviyorum, kabul!)


Büyük Tiyatro’da “BalleTango”

Bu hafta başında, yağmur ve soğuk birden bastırınca, ben de herkes gibi evde sakin ve sıcak bir akşam geçirmeyi planlıyordum ki; Devlet Opera ve Balesi’nin web sitesine uzandı parmaklarım. “Balletango” isimli bir eser çarptı gözüme. Temsilin başlamasına bir saatten az kaldığı halde, hemen arkadaşımı aradım, hazırlandım, taksiye atladım ve soluğu Büyük Tiyatro’da aldım. (İstanbul’da olsam, asla yetişemezdim; yetişemeyeceğimi bildiğim için de vazgeçerdim.)

İçeri girdiğimizde, tahminimden çok daha büyük bir kalabalıkla karşılaştım. Soğuğa, yağmura ve “domuz gribi” tehlikesine rağmen, tüm salon tıka basa doluydu. “In Light and Shadow”, “Sync” ve “This is Your Life” isimli üç farklı koreografiden oluşan “Balletango”, Ankara’da geçirdiğim en güzel gecelerden birini yaşattı bana.

Dekoru, kostümleri, ışığı ve koreografisiyle kusursuz bir sahne performansı izlemenin heyecanını yaşadım gece boyunca. Tüm dansçılara ayrı ayrı aşık oldum, uyumlarına ve hatasızlıklarına hayran kaldım. Özellikle “This is Your Life” bölümünde; Sanem Ergüler – Bahri Gürcan, Elif Fırat – Oliver Spence ve Özge Başaran- Cankat Özer’in çift olarak sergiledikleri “Love Duet” performansları, kelimenin tam manasıyla “şiir gibi”ydi.

Yıllardır Ankara’da yaşadığım halde, Devlet Opera ve Balesi’nin sahnelediği eserleri takip etmediğim için çok kızdım kendime. Yine de geç kalmış sayılmam (sayılmazsınız). 2009-2010 temsil programı için www.dobgm.gov.tr adresini ziyaret etmeniz yeterli.



Antalya Altın Portakal Film Festivali’ni atlatır atlatmaz, Bursa İpek Yolu Film Festivali’ne hazırlanmaya başladık. Bu yıl 14-22 Kasım tarihleri arasında 4. kez düzenlenecek olan festivalde, 45 ülkeden 140’a yakın film seyirciyle buluşacak. Gösterimlere, oyuncu ve yönetmenler de eşlik edecek.

Festivalin “Panorama” bölümünde, Woody Allen ve Ken Loach gibi usta yönetmenlerin; Cannes, Berlin ve Venedik film festivallerinde gösterilen yepyeni filmleri görücüye çıkacak.

Sinema ve medya dünyasından çok sayıda konuğa ev sahipliği yapmaya hazırlanan Bursa İpek Yolu Film Festivali, 13 Kasım Cuma günü saat 18:30’da Bursa Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenecek açılış töreni ile başlayacak. Ahu Türkpençe ve Ali Sunal’ın sunacağı gecenin finalinde ise Sertab Erener sahne alacak.

Geçtiğimiz yıl tadına doyamadığım İpek Yolu Film Festivali’ne bu yıl da davetliyim. Festivalden notlar ve özel röportajlar için takipte kalın.





Sizleri, kuzenim Ceren Komaç'ın kendi tasarımlarını sergilediği online pasajına davet ediyorum.

Bir inceleyin bakalım, neler düşüneceksiniz?

Aşağıdaki ürünün adı “Uykuda Sihir”. Gündüz gözüyle başka, gece ise sihir yapmış gibi apayrı görünen, özel tasarım bir lamba. Üzerindeki kelebekleri istediğiniz gibi yerleştirebilir , uçurabilirsiniz.

http://cerenkomac.pasaj.com/





Yeni bir MTV EMA Parti gecesi ve Serkan yine iş başında. Bu yıl sahne arkasında, o kulis senin, bu kulis benim koşturup, aday sanatçılar ile röportaj yapmak yerine; organizasyona odaklanıp, performansları değerlendirmek istedim. Manga’nın galibiyeti ile sonuçlanan gecede, kulis dedikodularını da kaçırmadım elbette!


Maslak Refresh the Venue’de düzenlenen MTV Avrupa Müzik Ödülleri Partisi’nde, MTV EMA 2009’da Türkiye’yi temsil etmek için yarışan Atiye, Manga, Bedük, Nil Karaibrahimgil ve Kenan Doğulu sahne aldı.

Sanatçıların dört şarkılık kısa performansları ile ilerleyen gecenin sunuculuğunu, geçtiğimiz yıl MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde “Avrupa’nın en sevilen sanatçısı” ödülünü kazanan Emre Aydın üstlendi. Önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacak İngilizce single çalışmasının heyecanını yaşayan genç şarkıcının, sunuculuk işinden pek keyif almadığını hissettim ben. Her anons öncesinde “bitse de gitsek” der gibi bakıyordu gözleri. Ancak sahne arkasında sohbet ederken keyfi gayet yerindeydi. 

Sahne değişimlerinde seyircinin motivasyonunu düşürmemek için kurulan alternatif sahnede ise Ege Çubukçu ve Özgün şarkılarıyla kalabalığı coşturdu.



Atiye


1988 doğumlu olduğuna hala inanamadığım Atiye’nin, 2009 yazını “salla”yan isimlerden biri olduğuna şüphe yok. Eğlenceli klibi sayesinde daha da çok sevdiğimiz şarkısı “Salla”, Atiye’yi takip edilmesi gereken isimlerden biri haline getirdi. Bir sonraki adımını merakla beklediğimiz genç şarkıcının, MTV EMA gecesindeki performansı çok daha iyi olabilirdi.

Daha ilk şarkısında teknik bir aksaklık yaşanınca, söylediği şarkıyı ve koreografiyi yarıda kesmek zorunda kalan Atiye, dağılan konsantrasyonunu toparlamakta zorlandı. Ancak çıplak sesiyle bile harikalar yaratabilecek güzel şarkıcı, finalde seslendirdiği “Salla” şarkısı ile kendine geldi ve hevesimizi kursağımızda bırakarak sahneden indi.

 

Manga


Atiye’den sonra sahneye çıkan Manga’nın, enerjisi yüksek performansları ve sürprizleri görülmeye değerdi. Grubun vokali Ferman’ın sesini ve yorumunu oldum olası beğenmişimdir. Ancak o gece bir başkaydı Ferman...

Seyirciden gözlerini bir an olsun kaçırmadan söyledi şarkılarını. Sesinin hiçbir telini esirgemedi bizden. Kendinden emindi, sahneye hakimdi ve görünen o ki, çok keyifliydi. Sanki MTV Avrupa Müzik Ödülleri Türkiye oylamasını Manga’nın kazanacağı önceden bildirilmişti gruba. Sahneye çıktılar ve zafer kutlaması yaptılar adeta.


Bedük


Fazla söze gerek yok. Kendini baştan yaratan ve elektronik müzik yaparak bir pop yıldızı kadar popüler olmayı başaran, özel bir isim BedükMTV EMA Parti’de beyazlar içinde çıktı seyircilerin karşısına. Her şarkıda biraz daha artan enerjisi sayesinde, finalde “zıplayan kafalar” oluverdik hepimiz. Ama sanırım o gece en çok Bedük’ün eşi Zehra eğlendi. Düşünsenize, yüzlerce insanı çılgına çeviren adam, her gece onun yanında uyuyor!

Sahne arkasında iş konuşma fırsatımız da olduk Bedük'le. Türkiye müzik sektörüne ilham verecek yepyeni bir projede beraber çalışmayı planlıyoruz. Gelişmeler için takipte kalın.


Nil Karaibrahimgil


Bayanlar baylar, işte gecenin yıldızı! Yardımcısının kolunda, küçük adımlarla yürüyerek, etrafına gülücükler saçan Nil Karaibrahimgil; sahne arkasına gelir gelmez kulisine geçti ve ismi anons edilene kadar bir daha hiç çıkmadı. Geçen yıl Hande Yener de aynısını yapmıştı. Kadınların sahne öncesi hazırlık süreçleri yoğun oluyor tabii.

GNL Entertainment’ın sahibi Çağrı Günal ile birlikte Nil’in kulisine gittiğimizde, biraz stresli görünüyordu. Kirpikleri gözüne batıyor ve konuşurken sürekli gözlerini kısmak zorunda kalıyordu. Her zaman olduğu gibi, çok şekerdi!

Nil Karaibrahimgil sahneye çıktığında, başka bir şeye dönüştü. Sahnenin ortasına yerleştirilen sehpanın üzerine çıktı, elbisesinin beyaz kanatlarını açtı ve “Aşkımız Her Zamanki Gibi Tehlikede”yi söylemeye başladı. Şarkılar hareketlendikçe yerinde duramayan Nil, soluğu seyircilerin yanında aldı. Sahnede oradan oraya koşturdu, dans etti, coştu.

Seviyorum Sevmiyorum”u söylerken bir ara klipteki gibi “stage diving” yapacak sandık ama son anda kendine engel oldu. MTV Avrupa Müzik Ödülleri Türkiye Partisi'nde, baştan sona kusursuz ve göz alıcı bir performans sergiledi Nil KaraibrahimgilMTV EMA’ye neden Nil’i göndermediğimizi hala anlamış değilim.

 

Kenan Doğulu


Kenan Doğulu geceye geç katılarak, “yoksa sahneye çıkmayacak mı?” kaygısını yaşattı bizlere. Sahne arkasında herkes oradan oraya koşturuyorken, Kenan Doğulu’nun kulisi bomboştu. Ne zaman geldi, ne zaman gitti; anlamadık bile.

Nil’i izleyip kulise döndüğümüzde, Kenan Doğulu’yu arkadaşlarıyla sohbet ederken bulduk. Yorgun görünüyordu ama keyfi yerindeydi.

Saat 01:00’e doğru sahneye çıktığında, Refresh the Venue’de kalabalık azalmıştı. Nil Karaibrahimgil’den sonra verilen uzun ara, ortamın enerjisini düşürdü ve insanlar esnemeye başladı. Gitme vaktinin geldiğini düşünmeye başlamıştım ki; siyah deri ceketi ve elindeki gitarı ile rock yıldızlarına benzeyen Kenan Doğulu belirdi sahnede.

Gecenin finalini Kenan Doğulu gibi eğlence garantili, büyük bir isimle yapmak akıllıcaydı doğrusu. Böylelikle gecede yaşanan tüm aksaklıklar unutuldu. MTV EMA Türkiye partisi, ikinci yılında da görkemli bir şekilde sona erdi.


MTV EMA Türkiye Partisi Kulis Fotoğrafları

 


Sex and the City” kızları, 8 dalda Altın Küre ödülü kazanan dizileri sayesinde, dünya çapında bir fenomene dönüştükten sonra, filmleri ile hayranlarını mutlu etmeye devam ediyorlar. Geçtiğimiz yaz tüm dünyadaki “S.A.T.C.”  takipçilerini sinema salonlarına sürükleyen “Sex and the City”nin devam filmi “Sex and the City 2”nin çekimleri başladı. Temmuz 2010’da gösterime girmesi planlanan filmde yine aynı kadro başrolleri paylaşıyor.

Dizinin ana karakteri Carrie Bradshaw’a hayat veren başrol oyuncusu Sarah Jessica Parker ile muhteşem dörtlünün diğer kahramanlarını canlandıran Kim Cattrall, Kristin Davis ve Cynthia Nixon; New York sokaklarında, ikinci filmin çekimleri ile uğraşıyorlar bugünlerde.


Dünya çapında 415 milyon dolar hasılat elde eden ilk filmin hikayesini kaldığı yerden devam ettiren “Sex and the City 2” için gün saymaya başladık bile. Kadınların gizemli dünyasına misafir olup, onları anlayabilmek ve ilişkilere dair önemli tüyolar toplamak isteyen erkeklere özellikle tavsiye edilir.


46. Uluslararası Antalya Film Festivali’nin ulusal yarışma bölümünde gösterilen “40”, genç yönetmen Emre Şahin’in ilk uzun metraj filmi.  Amerika’da sinema eğitimi alan ve Amerikan kanallarında gösterilen pek çok programın ve belgeselin yönetmenliğini üstlenen Şahin, ilk sinema deneyiminde dikkat çekici bir oyuncu kadrosu ile çalışmış.

Türk seyircisinin “Yaprak Dökümü” dizisinde canlandırdığı fettan “Ferhunde” karakteri ile tanıdığı güzel oyuncu Deniz Çakır, filmin yıldızlarından biri. Çakır’ın beyazperdedeki performansını merak ettiğimi söylemeliyim. Antalya’ya gidemeyenler için bir basın gösterimi istiyoruz lütfen. “40”ın oyuncu kadrosunda merak uyandıran isimlerden biri de, tüm dünyada ilgiyle izlenen “Heroes”, “The Wire” ve “ER” gibi televizyon dizilerinde rol alan Ntare Mwine.


İstanbul’da yaşayan üç kişinin, bir çanta içinde bulunan 40 bin Euro nakit para ile değişen hayat hikayelerini anlatan filmde, birçok İstanbullu’nun bile görmediği, şehrin en karışık ve karanlık sokakları mekan olarak kullanıldı. Türkiye’de ilk kez uygulanan “red cam” ile gerçekleştirilen çekimlere, Amerikalı teknik elemanlar ve Prag’tan gelen özel bir aksiyon ekibi de eşlik etti.




Michael Jackson ile beyazperdede buluşacağımız gün yaklaştı! Jackson’ın uzun zamandır titizlikle hazırlandığı ancak gerçekleşemeyen Londra konserinin provalarını ve kamera arkası çekimlerini içeren “This is It”, 29 Ekim’de tüm dünya ile aynı anda Türkiye sinemalarında gösterime giriyor. Kenny Ortega’nın yönetmenliğini üstlendiği film, high definition (HD) formatında ve dijital ses kalitesi ile hazırlandı.


Michael Jackson’ın sahne performansına nasıl hazırlandığını en ince ayrıntısına kadar anlatan, sanatçının yakın arkadaşları ve beraber çalıştığı kişiler ile yapılan röportajların da yer aldığı “This is It”;  beklenmedik bir anda kaybettiğimiz efsanevi yıldıza görkemli bir veda töreni niteliğinde.

İstiklal Caddesi Galatasaray Lisesi önünde düzenlenen anma etkinliğinde, Michael Jackson şarkıları ile dans eden kalabalığı gördükten sonra, filmin yakalayacağı gişe başarısını tahmin etmek hiç de zor değil... 

 



Karanlıktakiler”, ufacık bir aydınlık umudu bile barındırmayan, baştan sona “karanlık” bir hikaye anlatıyor seyircisine. Öyle bir karanlık ki bu; beyazperdeden seyirciye nüfuz ediyor, insanın içini sıkıştırıyor. Her bir karesine mutsuzluk ve huzursuzluğun hakim olduğu film, Çağan Irmak’ın seyircisini en çok zorladığı çalışması belki de...

Irmak’ın, Cihangir’de yaşayan komşularının hayatından esinlenerek yazdığı senaryo, hastalıklı bir anne-oğul ilişkisi üzerine kurulu. Akıl sağlığını kaybeden Gülseren, dört duvar arasına hapsolmuş, korkularıyla birlikte “yaşamaya” çalışan yaşlı bir kadın. Hayattaki tek varlığı, yokluğuna asla tahammül edemediği oğlu Egemen.

İyi huylu, temiz kalpli Egemen ise; annesiyle birlikte yaşayan, kendini bulamamış, belki de hiç arayamamış, kaybolmuş bir karakter.


Çıkış Yolu Arıyor

Yaşadıkları hayat, ölümün alegorisi adeta. Yüzlerindeki ruhsuz ifadeler, gözlerindeki boş bakışlar ve  hareketsiz bedenleri ile “ölü” gibiler. Evlerindeki eşyalar eski, televizyon bozuk, her gün masanın üzerine konan kurabiyeler bayat.

Cehennem misali bu evde, oğlu yanında olduğu müddetçe, şikayet etmeden yaşıyor Gülseren. Ancak Egemen, hayatındaki bu çıkmaza bir çıkış yolu arıyor. Kaçıp gitmek istiyor; annesinden, o evden, kendinden...       

Ofis görevlisi olarak çalıştığı reklam ajansının sahibi Umay’a duyduğu ilgi de, kaçma (kurtulma) hayalinin bir uzantısı aslında. Mevcut hayatından uzaklaşmasını sağlayacak herkes melek, her yer cennet ona göre. Bu durumda, patronunun gösterdiği yakınlığı yanlış yorumlaması da olası.



Eleştiri Alabilir

Karakterlerini normal yollarla bu çıkmazdan kurtaramayacağını anlayan yönetmen Çağan Irmak, finalde çözüm olarak uyuşturucunun “iyileştirici” etkisini kullanıyor. Filmin bu yönde eleştiri alması muhtemel. Nitekim Gülseren’e evden dışarı çıkma cesaretini vererek, karanlıktan aydınlığa doğru bir adım atmasını sağlayan güç; uyuşturucu etkisiyle yaşadığı farkındalık ve kabullenme süreci sonrasında ortaya çıkıyor.

Canlandırdığı karakterin tüm hassasiyetlerini beyazperdeye yansıtmayı başaran Meral Çetinkaya, Gülseren’in tutsaklıktan ve korkularından sıyrılarak, sokağa yeniden adım atmayı başardığı sahneyi öylesine “gerçek” oynuyor ki; film boyunca ıslanmayı bekleyen gözlerimiz sonunda muradına eriyor. Yönetmenin, Gülseren’in “özgürlüğüne” kavuştuğu anı resmedişi, filmin en etkileyici sahnesi. 


Sıradışı Bir Hikaye

Filmlerinde “duygusal etki” üzerine yoğunlaşarak, sadece seyredilen değil, seyircisine “dokunan” filmler yapmayı seven Çağan Irmak, “Karanlıktakiler”de psikolojik dram türüne yakın, sıradışı bir hikaye ile çıkıyor karşımıza. Düşük temposu, karanlık atmosferi ve bıçak sırtı anlatımı ile seyirciyi zorlayan film, hikaye açısından da herkesin kendinden birşeyler bulabileceği bir film değil.

Yönetmenin önceki filmleri “Issız Adam” ve “Babam ve Oğlum” gibi ağızdan ağıza yayılarak, kendi kitlesini yaratacak bir viral etkiye sahip değil “Karanlıktakiler”. Ancak Çağan Irmak’a “hayalindeki hikayeyi istediği gibi anlatma özgürlüğü” tanıyan bu filmin,  yönetmenin filmografisinde özel bir yer edineceğine de şüphe yok.   


Hep söylüyorum; Türkiye’den Eurovision’a katılması gereken biri varsa, o da Hande Yener’dir. Gelin, bu konuda kısa bir durum değerlendirmesi yapalım:

1. Hande Yener, herşeyden önce çok ikna edici bir solist. Söylediği her şarkının hakkını vereceğine milletçe eminiz.

2. Sesi ve yorumuyla yaratacağı etkinin üzerine, bir de sahnedeki duruşunu ve enerjisini ekleyin. Tamam, çok iyi dans edemiyor olabilir ama sahnede akrobatik hareketler yapmasına gerek yok ki. Profesyonel bir ekip tutulur, dansçılar şarkı ile senkronik bir şekilde dans ederler, Hande Yener de gerekli yerlerde koreografiye eşlik eder.  Sertab Erener’in Eurovision performansında olduğu gibi, koreografi etkileyici olsun yeter.

3. Gelelim anketlere... Eurovision için yapılan tüm anketlerde Hande Yener açık ara farkla birinci çıkıyor. İnsanlar Eurovision’a Hande Yener’in katılmasını istiyorlar, bu da ortada.



4. Eurovision’ın bir “gay eğlencesi” olduğunu düşündüğümüzde de, durum yine Hande Yener’in lehine. Gayler Hande Yener’e bayılıyor. Kendine güveni, yenilikçi duruşu ve bitmek bilmeyen yaşam enerjisi sayesinde çoktan Ajda’nın tahtını sallamış durumda Hande Yener. Avrupalı gay komünitelerinin de dikkatini çekeceğine şüphe yok. 

5. Bütün bunların üstüne, Hande Yener ile yaptığımız röportajda Eurovision hakkında söylediklerini de hatırlatmak isterim:  Eurovision’a kim gidebilir diye düşündüğüm zaman, kendim gitmek istedim, ülkemiz adına güzel birşeyler yapabilmek için. Avrupa’da veya dünyada 100 milyar insanın izlediği bir yarışmayı nasıl küçümseyebilirim ki? Benim bakış açıma göre önemli bir yarışma. Türkiye’nin sadece savaşlara izin veren bir ülke olarak değil; müziği ve gençleri ile, enerjisi olan bir ülke olarak tanınmasını istiyorum.”


Fazla söze gerek yok; tüm yollar “Romeo”ya çıkıyor. Karar verme sürecini daha fazla uzatıp, kimsenin şevkini kaçırmasınlar lütfen. Eurovision 2010’da Türkiye’yi Hande Yener temsil etsin ve yapılmamışı yapalım; tüm Avrupa’yı şaşırtalım!