
Doğumgünümde aldığım en güzel hediyelerden biri Hande Yener’in “Hipnoz” adlı yeni albümüydü. 2006’dan beri çalışmalarını yakından takip ettiğim ve yeni albümü hakkında tüyolar aldığım Hande Yener’in yepyeni şarkılarını dinleme fikri elbette heyecanlandırdı beni. Ancak sabaha karşı eve dönüşümüzde, arabada kokoreç yerken Hande Yener dinlemek pek keyifli olmadı tahmin edersiniz ki...
Ertesi gün odamın kapısını kapatıp, hoparlörlerin sesini sonuna kadar açtım ve Hande Yener’in yeni şarkılarına not vermeye başladım. “Hipnoz”u zaten Özgür (Hande Yener’in basın danışmanı) önceden gönderdiği için dinlemiştim ama sanki albüm bütünlüğü içinde daha bir güzel geldi şarkı kulağıma.
Her şarkının ayrı bir hikayesi var bu albümde. Tüm dikkatinizi sözlere verme ihtiyacı hissediyorsunuz. Avrupa’daki örneklerinden hiçbir farkı yok altyapıların. Türkçe bilmediğimi varsayarak dinlediğimde, Avrupa dans listelerinde hit olmuş bir şarkı gibi tınladı kulağımda tüm şarkılar.

Albümdeki favori şarkılarımı merak ediyor musunuz?
Gece Gündüz: İşte adam gibi bir aşk şarkısı! Albümde beni en çok etkileyen şarkı bu bayanlar baylar... Des’ree şarkılarına benziyor diyebilirim. O kadar pozitif bir havası var ki, içiniz yumuşuyor adeta dinlerken. Kanatlanıp uçmak gibi bir deneyim, şiddetle tavsiye ederim!
İp: Tam dans etmeye başlamışken, şarkının tonu değişiyor ve “Kimim belli değil” sözüyle şarkıda yoğun bir melankoli hissediliyor... Elektronik müzikte, melankolik sözler bir başka koyuyor insana. Günde en az bir kez dinlemek istiyor insan.
Hipnoz: Albümün çıkış şarkısı ve muhtemelen zirvede kalacak uzun bir süre. Dans ettirmeye programlanmış, sert bir altyapı ve dillere dolanacak bir nakarat. Sevdim ben bu şarkıyı. Güzel de bir klip çekerse, tamamdır bu iş!
Bu arada, yaklaşık üç ay önce Hande Yener ile Ankara Magazine dergisi için yaptığımız özel röportajda, “Hipnoz” adlı yeni albümü ve Eurovizyon şarkı yarışması ile ilgili açıklamalarda bulunmuştu “Pembeli Kız”ımız. Blogumda yayınlanması için uzun zamandır beklediğiniz özel röportaj ve fotoğrafları paylaşmanın tam zamanı!
Hande Yener Röportajı

Serkan Tavşanoğlu: Konserini izlerken şunu farkettim ki, insanlar yeni şarkılarını daha çok seviyorlar.
Hande Yener: Aynen öyle... Elektronik müzik büyük bir açıktı Türkiye’de. Modern pop müzikte de önemli bir açık vardı. Cover şarkılar oldu ama kimse yeni birşey yaratmadı. Tabii bunda içinde bulunduğumuz zamanın da etkisi var. Bundan 10 sene önce yapsaydım karşılık alamazdım belki ama ben yeni neslin elektronik müziği deli gibi sevdiğini bildiğim için çok rahat bu işin içine daldım. Aslında dönüp baktığımda, çok büyük riskler göze aldığımı görüyorum. Müziğin içine daldığınızda, “tutacak mı” ya da “tutmazsa ne yaparım” diye düşünmüyorsunuz. Çok güzel bir parça var ve bunu paylaşmak istiyorsunuz.
Serkan: Peki bu önceden planladığın bir değişim miydi?
Hande: Tabii, duymak istediğim sound buydu hep ama Türkçe popta bu sentezi yaratabilmek çok zordu. İngilizce duymaya alışmısız hep bu tarz parçaları; komik de olabilirdi. Bu çok ince bir çizgi.

Serkan: Sesin yakışıyor bu tarza, belki de sadece 'senin' sesin yakışıyor elektronik müziğe...
Hande: (Gülüşmeler) Ben çok severek yapıyorum işimi ve çok ikna edici bir solist olduğumu da biliyorum. Söylediklerimin de daha anlamlı şeyler olması gerektiğini düşünüyorum. Madem bu kadar büyük kitlelere hitap ediyorum, işimi daha ciddiye almalıyım diye düşünüyorum. Müziğin diğer kollarında da başarılı olmaya çalışıyorum, dans mesela... Bir sonraki albümde bu albümdeki soundun önüne geçmeye çalışıyorum.
Serkan: Elektronik müziğin yıllar sonra da gençlerden aynı ilgiyi göreceğini düşünüyor musun?
Hande: Eminim, hem de çok. Hatta onların daha da abartacağını düşünüyorum. Daha alternatif şeyler dinleyerek, bizi yetersiz bulmaya başlayacaklar. Çok daha sert parçalar yapmamı istiyorlar mesela benden. Sanal alemde bulunmayı pek sevmem aslında ama, dinleyicilerimle iletişim kurmak için Facebook’tan görüşüyorum onlarla. Çoğu benden daha sert müzik yapmamı istiyor. Alıştılar artık. “Yalanın Batsın” için de “soundu çok farklı” demişlerdi başlarda ama zamanla türkülerin altında bile kullanılan bir sound oldu.

Serkan: Müziğini sertleştirmene lafım yok ama “Kim Bilebilir Aşkı” ya da “Şefkat Gibi” tadında şarkılar da bekliyoruz senden.
Hande: Yeni albümümde sesimin efektleri üzerinde daha çok durulacak ya da müziğim biraz daha sertleşecek ama şarkılardaki ve özellikle sözlerdeki duyguların daha çok ortaya çıktığı bir albüm olacak aynı zamanda. Bu deneysel bir albümdü. Erol Temizel ile ilk buluşmamdı. Şimdi daha biliçliyiz, daha iyi biliyoruz ne istediğimizi ve gerçekten olması gereken müzikleri çıkarıyoruz. Yeni bir tarz daha yakalamak istiyorum, yeni bir sound, yeni ritimler... İnsanları değişik bir şekilde dans ettireceğim.
Serkan: Zaten yeni birşey yapıyorsun, bir de “bunun da yenisi olsun” diyorsun. İnsanlar alışmakta zorlanmayacaklar mı?
Hande: Bu albümün bir benzerini çok rahat yaparım ben ama bundan yana değilim. Yoksa 10 tane “Romeo” yapabilecek kapasitedeyiz şu an.

Serkan: Hande Yener’deki bu değişim karşısında sen de heyecanlanıyor musun?
Hande: Çok. Görmüyor musun? Her saniye heyecanlıyım.
Serkan: Sahneye çıktığında herkes aynı tepkiyi verdi: “Hande Yener başka birşey oldu ya!”
Hande: Herkesin gözünün önünde değişiyor olmam çok güzel bir duygu. Bu değişimi gördüğünüzü biliyorum. Belki sadece yarısını görüyorsunuz, diğer yarısı benim dünyamda oluyor. Benim için sadece albümün çıktığı dönem değildir benim enerjim. Benim evde sürekli bir heyecan var çünkü sürekli birşeyler üretiyoruz müzik adına. Sanki albüm çıkacakmış gibi. Ya da Kemal’in ( Kemal Doğulu) işini yaptık mesela, o zaman da öyleydi. Gece üçte bir parça geliyor mesela; dinleyip yatıyorum. Uyandığım zaman tekrar o parçayı dinliyorum ve günü onunla geçiriyorum. Benim modumu hiçbir şey bozamıyor. Hayatımızda bir sürü zorluk var belki ama bana zarar veremiyor o noktada.

Serkan: Aslında insanları da değişim konusunda motive ediyorsun, heyecanlandırıyorsun...
Hande: Her insanın kendi kuralları, kendi bakış açısı vardır. Benim de var tabii. Buna bir de müzik eklenince, ister istemez kendinizi aşmaya çalışıyorsunuz. Aslında hayat çok boş ve kendinizden başka da birşeyiniz yok. Hiçbirşey için saatlerce konuşup, düşünüp, yıpranmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Müzikten ve spordan uzak olan bir insan için bence hayat çok çekilmez. Ben, kendimi yeniden keşfetmişken bunları insanlarla paylaşmak istiyorum. Şarkı söylemekten başka şeyler de verebilmeliyim insanlara. Mesela bu değişim fikri ve kendine güven duygusunu aşılamak gibi...
Serkan: Bu tavrın seni, birçok insanın gözünde idolleştiriyor...
Hande: Çünkü bizim de var idollerimiz. Bu mesleğin böyle bir amacı olduğunu da düşünüyorum. Çok büyük kitlelere hitap ediyorsanız, bir süre sonra “ben bu insanlara ne veriyorum” demeye başlıyorsunuz. Yani illa bir mesaj vermek değil söylemek istediğim. Bunları da yapmak zorundayım. Sadece şarkı söylemek yeterli değil diye düşünüyorum.

Serkan: Neden Eurovizyon’a sen gitmiyorsun? Bu işi en iyi sen yaparsın bence.
Hande: (Gülüşmeler) Ben önyargıların kadınıyım. (Gülüşmeler) Ben “kim gidebilir” diye düşündüğüm zaman, kendim gitmek istedim, ülkemiz adına güzel birşeyler yapabilmek için. Avrupa’da veya dünyada 100 milyar insanın izlediği bir yarışmayı nasıl küçümseyebilirim ki? Benim bakış açıma göre önemli bir yarışma. Türkiye’nin sadece savaşlara izin veren bir ülke olarak değil; müziği ve gençleri ile, enerjisi olan bir ülke olarak tanınmasını istiyorum. Mor ve Ötesi bence çok doğru bir tercih. Onları seçebilecekleri hiç aklıma gelmemişti, o yüzden “ben gidiyim” dedim. Belki çok daha düzgün bir fırsat.
Serkan: Heyecan demişken... Sonsuz bir aşka gönderme yapıyorsun “Romeo” adlı şarkında. Buna inanıyor musun gerçekten?
Hande: Yani...Bizim dünyaya gelme sebebimiz aşk. Dünyada olma sebebimiz aşk. Benim Allah sevgim de çok fazladır ve o yüzden, kapanan hiçbir kapının moralimi bozmasına izin vermem. Başka bir kapı bulurum mutlaka. O da zaten imdadıma hemen yetişir. Çok bunaldığım zamanlar oldu mutlaka ama hep kendimi yıpratmamaya çalıştım, çalışırım da...Kendi içimde yaşarım o problemi ve konuyu kapatırım. Dediğim gibi, müzik gibi bir avantajım varJ Sabah uyanıyorum, yeni bir parça dinliyorum ve benim için herşey sona eriyor.
