Serkan Tavşanoğlu'nun Blogu

SABAH GAZETESİ, MAG DERGİ ve SİNEMALAR.COM'da yayınlanan YAZI ve RÖPORTAJLARIM...


Hep söylüyorum; Türkiye’den Eurovision’a katılması gereken biri varsa, o da Hande Yener’dir. Gelin, bu konuda kısa bir durum değerlendirmesi yapalım:

1. Hande Yener, herşeyden önce çok ikna edici bir solist. Söylediği her şarkının hakkını vereceğine milletçe eminiz.

2. Sesi ve yorumuyla yaratacağı etkinin üzerine, bir de sahnedeki duruşunu ve enerjisini ekleyin. Tamam, çok iyi dans edemiyor olabilir ama sahnede akrobatik hareketler yapmasına gerek yok ki. Profesyonel bir ekip tutulur, dansçılar şarkı ile senkronik bir şekilde dans ederler, Hande Yener de gerekli yerlerde koreografiye eşlik eder.  Sertab Erener’in Eurovision performansında olduğu gibi, koreografi etkileyici olsun yeter.

3. Gelelim anketlere... Eurovision için yapılan tüm anketlerde Hande Yener açık ara farkla birinci çıkıyor. İnsanlar Eurovision’a Hande Yener’in katılmasını istiyorlar, bu da ortada.



4. Eurovision’ın bir “gay eğlencesi” olduğunu düşündüğümüzde de, durum yine Hande Yener’in lehine. Gayler Hande Yener’e bayılıyor. Kendine güveni, yenilikçi duruşu ve bitmek bilmeyen yaşam enerjisi sayesinde çoktan Ajda’nın tahtını sallamış durumda Hande Yener. Avrupalı gay komünitelerinin de dikkatini çekeceğine şüphe yok. 

5. Bütün bunların üstüne, Hande Yener ile yaptığımız röportajda Eurovision hakkında söylediklerini de hatırlatmak isterim:  Eurovision’a kim gidebilir diye düşündüğüm zaman, kendim gitmek istedim, ülkemiz adına güzel birşeyler yapabilmek için. Avrupa’da veya dünyada 100 milyar insanın izlediği bir yarışmayı nasıl küçümseyebilirim ki? Benim bakış açıma göre önemli bir yarışma. Türkiye’nin sadece savaşlara izin veren bir ülke olarak değil; müziği ve gençleri ile, enerjisi olan bir ülke olarak tanınmasını istiyorum.”


Fazla söze gerek yok; tüm yollar “Romeo”ya çıkıyor. Karar verme sürecini daha fazla uzatıp, kimsenin şevkini kaçırmasınlar lütfen. Eurovision 2010’da Türkiye’yi Hande Yener temsil etsin ve yapılmamışı yapalım; tüm Avrupa’yı şaşırtalım!





2006’da çıkardığı “Apayrı” albümünden bu yana, Hande Yener’e karşı pozitif bir önyargı taşıdığımın farkındayım. Yaptığımız röportajda ve yazdığım yazılarda açıkça hissediliyor bu “yanlı” tavır. Ancak bu albümü değerlendirirken daha objektif olmaya çalışacağım; şimdiden söz veriyorum.

 

Bir önceki albümü için yaptığımız röportajda “müziğinin giderek sertleşeceğini; çünkü genç dinleyicilerinin müzik zevklerinin çok değiştiğini ve onlara uyum sağlamak istediğini” söylemişti Hande Yener. (Röportajın devamını okumak için tıklayın!)

 


 

Dilerim müzik tarzındaki bu “sert” değişimi tadında bırakarak, “Apayrı” tonunda bir albümle geri döner aramıza. “Kelepçe”, “Yola Devam”, “Şefkat Gibi” ve “Kim Bilebilir Aşkı” tadındaki şarkılarını ne kadar özlediğimizi bir bilse…

 

Nisan ayında çıkması planlanan yeni albümün adı “Hayrola!!!”. Herkes birşeyler söylemeye başladı bu albüm hakkında ancak Kemal Doğulu’nun çektiği “homo-erotik” albüm fotoğrafları konuşuluyor en çok. Gereksiz bulan da var, çok beğenen de… Sizce? 

 



Bu arada; Hande Yener ile yeni albümü için de özel bir röportaj yapmayı planlıyoruz. Sormak istediğiniz sorular varsa, lütfen bana yazın. Dilerseniz yorum olarak bu yazının altına ya da serkan.tavsanoglu@gmail.com adresine…


Doğumgünümde aldığım en güzel hediyelerden biri Hande Yener’inHipnoz” adlı yeni albümüydü. 2006’dan beri çalışmalarını yakından takip ettiğim ve yeni albümü hakkında tüyolar aldığım Hande Yener’in yepyeni şarkılarını dinleme fikri elbette heyecanlandırdı beni. Ancak sabaha karşı eve dönüşümüzde, arabada kokoreç yerken Hande Yener dinlemek pek keyifli olmadı tahmin edersiniz ki...

Ertesi gün odamın kapısını kapatıp, hoparlörlerin sesini sonuna kadar açtım ve Hande Yener’in yeni şarkılarına not vermeye başladım. “Hipnoz”u zaten Özgür (Hande Yener’in basın danışmanı) önceden gönderdiği için dinlemiştim ama sanki albüm bütünlüğü içinde daha bir güzel geldi şarkı kulağıma.

Her şarkının ayrı bir hikayesi var bu albümde. Tüm dikkatinizi sözlere verme ihtiyacı hissediyorsunuz. Avrupa’daki örneklerinden hiçbir farkı yok altyapıların. Türkçe bilmediğimi varsayarak dinlediğimde, Avrupa dans listelerinde hit olmuş bir şarkı gibi tınladı kulağımda tüm şarkılar.

 

 Albümdeki favori şarkılarımı merak ediyor musunuz?

Gece Gündüz: İşte adam gibi bir aşk şarkısı! Albümde beni en çok etkileyen şarkı bu bayanlar baylar... Des’ree şarkılarına benziyor diyebilirim. O kadar pozitif bir havası var ki, içiniz yumuşuyor adeta dinlerken. Kanatlanıp uçmak gibi bir deneyim, şiddetle tavsiye ederim!

İp: Tam dans etmeye başlamışken, şarkının tonu değişiyor ve “Kimim belli  değil” sözüyle şarkıda yoğun bir melankoli hissediliyor... Elektronik müzikte, melankolik sözler bir başka koyuyor insana. Günde en az bir kez dinlemek istiyor insan.

Hipnoz:  Albümün çıkış şarkısı ve muhtemelen zirvede kalacak uzun bir süre. Dans ettirmeye programlanmış, sert bir altyapı ve dillere dolanacak bir nakarat. Sevdim ben bu şarkıyı. Güzel de bir klip çekerse, tamamdır bu iş!

Bu arada, yaklaşık üç ay önce Hande Yener ile Ankara Magazine dergisi için yaptığımız özel röportajda, “Hipnoz” adlı yeni albümü ve Eurovizyon şarkı yarışması ile ilgili açıklamalarda bulunmuştu “Pembeli Kız”ımız. Blogumda yayınlanması için uzun zamandır beklediğiniz özel röportaj ve fotoğrafları paylaşmanın tam zamanı! 

Hande Yener Röportajı 

 

Serkan Tavşanoğlu: Konserini izlerken şunu farkettim ki, insanlar yeni şarkılarını daha çok seviyorlar.

Hande Yener: Aynen öyle... Elektronik müzik büyük bir açıktı Türkiye’de. Modern pop müzikte de önemli bir açık vardı. Cover şarkılar oldu ama kimse yeni birşey yaratmadı. Tabii bunda içinde bulunduğumuz zamanın da etkisi var. Bundan 10 sene önce yapsaydım karşılık alamazdım belki ama ben yeni neslin elektronik müziği deli gibi sevdiğini bildiğim için çok rahat bu işin içine daldım. Aslında dönüp baktığımda, çok büyük riskler göze aldığımı görüyorum. Müziğin içine daldığınızda, “tutacak mı” ya da “tutmazsa ne yaparım” diye düşünmüyorsunuz. Çok güzel bir parça var ve bunu paylaşmak istiyorsunuz.

Serkan: Peki bu önceden planladığın bir değişim miydi?

Hande: Tabii, duymak istediğim sound buydu hep ama Türkçe popta bu sentezi yaratabilmek çok zordu. İngilizce duymaya alışmısız hep bu tarz parçaları; komik de olabilirdi. Bu çok ince bir çizgi.

 

Serkan: Sesin yakışıyor bu tarza, belki de sadece 'senin' sesin yakışıyor elektronik müziğe...

Hande: (Gülüşmeler) Ben çok severek yapıyorum işimi ve çok ikna edici bir solist olduğumu da biliyorum. Söylediklerimin de daha anlamlı şeyler olması gerektiğini düşünüyorum. Madem bu kadar büyük kitlelere hitap ediyorum, işimi daha ciddiye almalıyım diye düşünüyorum. Müziğin diğer kollarında da başarılı olmaya çalışıyorum, dans mesela... Bir sonraki albümde bu albümdeki soundun önüne geçmeye çalışıyorum.

Serkan: Elektronik müziğin yıllar sonra da gençlerden aynı ilgiyi göreceğini düşünüyor musun?

Hande: Eminim, hem de çok. Hatta onların daha da abartacağını düşünüyorum. Daha alternatif şeyler dinleyerek, bizi yetersiz bulmaya başlayacaklar. Çok daha sert parçalar yapmamı istiyorlar mesela benden. Sanal alemde bulunmayı pek sevmem aslında ama, dinleyicilerimle iletişim kurmak için Facebook’tan görüşüyorum onlarla. Çoğu benden daha sert müzik yapmamı istiyor. Alıştılar artık. “Yalanın Batsın” için de “soundu çok farklı” demişlerdi başlarda ama zamanla türkülerin altında bile kullanılan bir sound oldu.

 

Serkan: Müziğini sertleştirmene lafım yok ama “Kim Bilebilir Aşkı” ya da “Şefkat Gibi” tadında şarkılar da bekliyoruz senden.

Hande: Yeni albümümde sesimin efektleri üzerinde daha çok durulacak ya da müziğim biraz daha sertleşecek ama şarkılardaki ve özellikle sözlerdeki duyguların daha çok ortaya çıktığı bir albüm olacak aynı zamanda. Bu deneysel bir albümdü. Erol Temizel ile ilk buluşmamdı. Şimdi daha biliçliyiz, daha iyi biliyoruz ne istediğimizi ve gerçekten olması gereken müzikleri çıkarıyoruz. Yeni bir tarz daha yakalamak istiyorum, yeni bir sound, yeni ritimler... İnsanları değişik bir şekilde dans ettireceğim.

Serkan: Zaten yeni birşey yapıyorsun, bir de “bunun da yenisi olsun” diyorsun. İnsanlar alışmakta zorlanmayacaklar mı?

Hande: Bu albümün bir benzerini çok rahat yaparım ben ama bundan yana değilim. Yoksa 10 tane “Romeo” yapabilecek kapasitedeyiz şu an.

 

Serkan: Hande Yener’deki bu değişim karşısında sen de heyecanlanıyor musun?

Hande: Çok. Görmüyor musun? Her saniye heyecanlıyım.

Serkan: Sahneye çıktığında herkes aynı tepkiyi verdi: “Hande Yener başka birşey oldu ya!”

Hande: Herkesin gözünün önünde değişiyor olmam çok güzel bir duygu. Bu değişimi gördüğünüzü biliyorum. Belki sadece yarısını görüyorsunuz, diğer yarısı benim dünyamda oluyor. Benim için sadece albümün çıktığı dönem değildir benim enerjim. Benim evde sürekli bir heyecan var çünkü sürekli birşeyler üretiyoruz müzik adına. Sanki albüm çıkacakmış gibi. Ya da Kemal’in ( Kemal Doğulu) işini yaptık mesela, o zaman da öyleydi. Gece üçte bir parça geliyor mesela; dinleyip yatıyorum. Uyandığım zaman tekrar o parçayı dinliyorum ve günü onunla geçiriyorum. Benim modumu hiçbir şey bozamıyor. Hayatımızda bir sürü zorluk var belki ama bana zarar veremiyor o noktada.

 

Serkan: Aslında insanları da değişim konusunda motive ediyorsun, heyecanlandırıyorsun...

Hande: Her insanın kendi kuralları, kendi bakış açısı vardır. Benim de var tabii. Buna bir de müzik eklenince, ister istemez kendinizi aşmaya çalışıyorsunuz. Aslında hayat çok boş ve kendinizden başka da birşeyiniz yok. Hiçbirşey için saatlerce konuşup, düşünüp, yıpranmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Müzikten ve spordan uzak olan bir insan için bence hayat çok çekilmez. Ben, kendimi yeniden keşfetmişken bunları insanlarla paylaşmak istiyorum. Şarkı söylemekten başka şeyler de verebilmeliyim insanlara. Mesela bu değişim fikri ve kendine güven duygusunu aşılamak gibi...

Serkan: Bu tavrın seni, birçok insanın gözünde idolleştiriyor...

Hande: Çünkü bizim de var idollerimiz. Bu mesleğin böyle bir amacı olduğunu da düşünüyorum. Çok büyük kitlelere hitap ediyorsanız, bir süre sonra “ben bu insanlara ne veriyorum” demeye başlıyorsunuz. Yani illa bir mesaj vermek değil söylemek istediğim. Bunları da yapmak zorundayım. Sadece şarkı söylemek yeterli değil diye düşünüyorum.

 

 Serkan: Neden Eurovizyon’a sen gitmiyorsun? Bu işi en iyi sen yaparsın bence.

Hande: (Gülüşmeler) Ben önyargıların kadınıyım. (Gülüşmeler) Ben “kim gidebilir” diye düşündüğüm zaman, kendim gitmek istedim, ülkemiz adına güzel birşeyler yapabilmek için. Avrupa’da veya dünyada 100 milyar insanın izlediği bir yarışmayı nasıl küçümseyebilirim ki? Benim bakış açıma göre önemli bir yarışma. Türkiye’nin sadece savaşlara izin veren bir ülke olarak değil; müziği ve gençleri ile, enerjisi olan bir ülke olarak tanınmasını istiyorum. Mor ve Ötesi bence çok doğru bir tercih. Onları seçebilecekleri hiç aklıma gelmemişti, o yüzden “ben gidiyim” dedim. Belki çok daha düzgün bir fırsat.

Serkan: Heyecan demişken... Sonsuz bir aşka gönderme yapıyorsun “Romeo” adlı şarkında. Buna inanıyor musun gerçekten?

Hande: Yani...Bizim dünyaya gelme sebebimiz aşk. Dünyada olma sebebimiz aşk. Benim Allah sevgim de çok fazladır ve o yüzden, kapanan hiçbir kapının moralimi bozmasına izin vermem. Başka bir kapı bulurum mutlaka. O da zaten imdadıma hemen yetişir. Çok bunaldığım zamanlar oldu mutlaka ama hep kendimi yıpratmamaya çalıştım, çalışırım da...Kendi içimde yaşarım o problemi ve konuyu kapatırım. Dediğim gibi, müzik gibi bir avantajım varJ Sabah uyanıyorum, yeni bir parça dinliyorum ve benim için herşey sona eriyor.

 

Mart ayında ‘Hande Yener’ ile yaptığım röportaj, Blogcu.com yönetimi tarafından ‘ayın en güzel blog yazısı’ seçilerek, yüzlerce blogcuya gönderilen aylık bültende yer aldı. Blogcu ailesine bir kez daha teşekkürler…İnsanın yazdıkça yazası geliyor :)

 

Ve güzel bir haber daha… Hande Yener ile yaptığım özel röportaj Ankara’nın en kaliteli şehir kültürü dergisi Ankara Magazine’in Nisan sayısında yayınlandı. Hande Yener’in röportaj görselleri ile süslenen yazıya 3 tam sayfa yer ayırdı Ankara Magazine. Biraz geç haber verdiğimin farkındayım ama dergi hala raflarda, yani satın alabilirsiniz.

 

 

 

2006 baharında piyasaya çıkardığı “Apayrı” albümü ilaç gibi gelmişti bana. İçinde her ruh haline uygun şarkılar barındıran ancak her koşulda iyi hissettiren başka bir albüm tanımıyorum. Sound ve imajındaki harikulade değişim ile “favorilerim” listesinde zirveye yerleşen ve bir sonraki adımını heyecanla beklediğim bir sanatçı oldu Hande Yener.

 

Hande Yener’in Ankara konseri haberini alır almaz, röportajı ayarladım. Röportaj fotoğraflarını çekmesi içinse, geçtiğimiz günlerde kendi fotoğraf sergisini açan Fırat Kabukçu'yu aradım. Hande Yener’in sevgilisi & menajeri Kadir Doğulu son konuşmamızda “röportajı konserden sonra yapalım” dedi. Böylelikle, konseri doya doya izleyebilme şansım da oldu.

 

Hande Yener sahneye çıktığında saat 00:30’du. Sapsarı saçı ve giderek güzelleşen vücudu ile, sahnede yabancı bir star gibi görünüyordu Hande. “Kim Bilebilir Aşkı” ile başlayan konser, Hande Yener’in son iki albümünde yer alan iddialı şarkılar ile devam etti.

 

Herkes çok eğleniyordu. Hatta Ankara’nın uzun zamandır gördüğü en eğlenceli konserdi diyebilirim. Nice ünlü dj ya da grupların performansları sönük geçerken, Hande Yener’i dinlemeye gelen herkes, durmadan dans etti gece boyunca...

 

 

Konserin sonlarına doğru sahneye Kemal Doğulu çıktı. Son günlerde popüler olan şarkısı “Bir Yerde”yi canlı söyleyen Kemal, eğlenmek için gittiği bir gece kulübünde dans ediyormuşçasına rahattı sahnede. Ajda Pekkan’dan sonra yeni gay ikonu olarak benimsenen Hande Yener’in izinden giden Kemal Doğulu da, bu kitlenin desteğini çoktan kazanmışa benziyordu.

 

Kulise gittiğimde, “röportajı otelde yapalım mı, bizde araba var, birlikte gideriz” dedi Kadir Doğulu. Benim istediğim de buydu aslında. Saklıkent’in derme çatma kulisi, güzel bir röportaj için elverişsiz bir yerdi.

 

Birlikte arabaya atlayıp, otelin yolunu tuttuk. Lobiye geçip, kahve söyledik. Kadir Doğulu, Hande Yener’i almak için odaya çıktı. Biz kahvelerimizi içerken, Romeo’sunun beline sarılarak, gülümseyen gözlerle yanımıza geldi Hande.

 

Sanki yıllardır tanışıyormuşçasına, samimi bir havada sohbet etmeye başladık oturur oturmaz.Öncelikle çok güzel bir kadın olmuş Hande Yener, onu söylemeliyim. Ancak güzelliğinden çok, yakın tavrı ve sıcaklığı etkiledi beni. Sürekli magazin muhabirlerine röportaj vermekten o kadar bunalmış ki, müziği ile yakından ilgilenen biri ile sohbet etmek hoşuna gitti sanıyorum; normalde 15 dakika sürmesi konusunda anlaştığımız röportaj, 45 dakikaya uzadı.  

 

 

Röportajdan sonra Fırat, fotoğraflarımızı çekti. Çok güzel görüntüler çıktı ortaya. Röportajın tamamını ve Hande Yener’in eşofmanları ile verdiği pozları çok yakında yayınlayacağım. Ancak şimdilik röportajdan bazı önemli detayları sizinle paylaşmak istiyorum:

 

  • Hande Yener yeni albümünde elektronik müziğe devam edecek. Hem de daha da sertleştirerek. Bu albümde güzel sürprizler de olacak. Örneğin, Mor ve Ötesi’nden iki yeni şarkı almış albüm için. Yeni albüm çok yakında geliyor.
  • Müzik camiasındaki yeni isimlerden Sıla’yı beğeniyor ve ondan çok umutlu...
  • Sevgilisi Kadir Doğulu’yu çok sevdiği her halinden belli. Kadir’in de onu... Sevgilisine “Aşkım” diye hitap ediyor Hande, ona sarılarak yürümeye bayılıyor.
  • Mor ve Ötesi’nin Eurovizyon’da çok başarılı olacağına inanıyor. Ama Eurovizyon için artık hevesi kalmamış.
  • Müziksiz ve sporsuz yaşayan insanların, ömürlerini boşa geçirdiklerini düşünüyor.
  • Ajda Pekkan’dan sonra yeni gay ikonu olmak hoşuna gidiyor.
  • Allah inancı çok sağlam. Kapanan hiçbir kapının, biten hiçbir ilişkinin onu bitiremeyeceğini, Allah’ın ona yeni kapılar açacağına inandığını söylüyor. Üstelik bunu sevgilisinin yanında söyleyebilecek kadar da cesur...
  • Ve son olarak; Hande Yener domates çorbası, sevgilisi Kadir Doğulu ise mercimek çorbası seviyor :)