Sezen Aksu da Yaşlanıyor, Şarkıları da...
2008-07-26
Yine yazacak çok şey birikti. Blog yazmak, yapacak başka işiniz yoksa oldukça keyifli ve faydalı bir uğraş. Ancak yapmanız gereken onca şey varken, blogunuz öncelik sırasını ister istemez kaybediyor. Yazmanız gerektiğini bilerek ve yazmak isteyerek ancak bir türlü yazamayarak geçiyor günler...
Bugün Cumartesi. Akşamki organizasyonu saymazsak, yapmak zorunda olduğum hiçbir şey yok. Gece Tuğba’da kaldım. “Kadavra”yı izlemeyi planlıyorduk ancak filmin ilk 10 dakikasında uykumuz geldi. Evin kedisi Hero bile bizden daha ‘hayat dolu’ bir profil çiziyordu. O atlayıp zıplayıp, pencereden dışarı kaçmanın yollarını ararken; biz koltukta çoktan sızmıştık. Yaşlanıyoruz Tuğba’cığım :) Aslında sorun değil; ne uykusuz, ne deli dolu geceler geçirdik, acısı çıkıyor belki de şimdilerde...
Hafta içinde zor gelse de, haftasonları güne erken başlamayı seviyorum. Uzun zamandır planladığım ancak bir türlü hayata geçiremediğim tüm projelerim için mükemmel bir gün olduğunu düşünmüştüm sabah uyandığımda. Ama öyle olmadı ne yazık ki. Kahvaltıdan sonra, Sezen Aksu’nun yeni albümünü dinlemeye başlayınca, evden çıkasım gelmedi.
Sezen Aksu’nun “Deniz Yıldızı” albümü hakkında çok şey yazıldı, çizildi. Burada albümü müzikalite açısından değerlendirecek değilim. Benim için önemli olan şarkıların beni nasıl ve ne derece etkilediği. Kısaca albümün hissiyatı ile ilgileniyorum ben.
Sezen Aksu’ 88 (1988) ve Gülümse (1991)’den sonra, en özel Sezen Aksu albümü olduğunu düşünüyorum Deniz Yıldızı’nın. (En azından benim için) Çünkü ben, 9 yaşında “bana şarkılar söyleten kadın”ı yeniden buldum bu albümde.
Üçüncü sınıftaydım Gülümse çıktığında. Kasetçiler vardı o zamanlar, camları posterlerle süslü. Nasıl heyecanla almış ve günlerce teybin başından kalkmadan dinlemiştim albümdeki tüm şarkıları. “Hadi Bakalım”da anlatılamaz bir heyecan ve enerjiyle hoplayıp zıplıyordum odanın ortasında. “Gülümse”de, bir kedim bile olmadığı için derin bir üzüntü duyuyordum. Ve o zamanlar en çok “Herşeyi Yak”ı seviyordum. Okul müsamerelerinde, müzik derslerinde; fırsatını bulduğum her yerde söylerdim o şarkıyı.Yıllar sonra anladım, çocuk yaşta beni bu şarkıya çeken şeyin ne olduğunu...
Büyüme çağında biraz uzaklaştım Sezen Aksu’dan. Ama hep takip ettim neler yaptığını. Kanımın kaynadığı ilk gençlik yıllarımda, ben hayatın eğlenceden ibaret olduğunu zannederken, o sakinleşmeye başlamıştı. “Işık Doğudan Yükselir” ve “Düğün ve Cenaze”deki şarkılar, damarlarımda hızla akan kana ayak uyduramıyordu.
Hayatın tahmin ettiğim gibi olmadığını farketmeye başlayınca, (ki buna büyümek diyoruz); müzikçalarımda yeniden yerini aldı Sezen Aksu albümleri. Bir dönem, sabah akşam Sezen Aksu 88 dinler olmuştum. “Ümit öylece kaldı da, ümit edeni söyle kim aldı?”
Cevabı bulunamayan sorular, çözülemeyen sorunlar ve en nihayetinde kabul edilen gerçekler. Hal böyle olunca, “Yitirmeli ne varsa, başlamalı yeniden.”
İçimdeki aşk arzusunu körükleyen Sezen şarkıları da oldu elbette. “İster güneş ol yak beni; yağmurum ol, ağlat beni; aklım başka, duygularım başka yerde...”
Aklımın sürekli karışık olduğu yıllarda, ne olduğumu değil belki ama “ne olmadığımı” anlamaya başlamışken, “Bu kızı yeniden büyütmeliyim, kor ateşlerde yürütmeliyim” diyordu Sezen. Kendimi keşfetme sürecinde yaşadıklarımdan sonra, hayattaki önceliklerim belirlenmişti ve ben artık aşka hazırdım. Tam bu esnada çıktı en çok sevdiğim Sezen şarkılarından biri: “Ben anlamam toptan tüfekten, ben anlamam taştan yürekten, anlamam akıntıya kürekten; bunları boşver, ne haber AŞKtan?”
Çok büyük beklentilerle yola çıkmanın mutsuzluk getirdiğini deneyimleyerek öğrenen Sezen Aksu, “Yaşamak dediğin üç beş kısa mutlu andan ibaret, giderine bırak işte, ayağına kadar gelmiş muhabbet” diyordu “Yanmışım Sönmüşüm Ben”de. Adeta Sezen’in şarkı sözlerine paralel olarak değişiyordu hayata ve aşka bakış açım. Ben büyüdükçe, fikirlerim ve tepkilerim değişirken, bu değişimi Sezen Aksu’nun şarkılarında da açıkça görebiliyordum.

Aradan üç yıl daha geçti. 26 yaşında bir “yetişkin” oluverdim. (Nasıl oldu, hala anlamış değilim) Ve yine, “kendimi ait hissettiğim” yepyeni Sezen şarkıları ile beraberim. Günlerdir dinliyorum “Deniz Yıldızı”nı.
Bu albüm, hayatın hayal ettiğimiz gibi sürprizler ve mucizelerle dolu olmadığını idrak etmeye başlayan, olgunlaşma çağındaki tüm taze yetişkinlerin seveceği türden şarkılar içeriyor. Yolun başındakiler için birşey ifade etmeyebilir bu şarkılar. Çünkü bu albümde hiçkimseye “Gel sarıl bana sarıl, seni istiyorum gel” demiyor Sezen. “Deniz Yıldızı”nda aşık Sezen yerine, yeğeninin ve tüm dünya çocuklarının geleceği için kaygılanan ya da yıllar önce kaybettiği yol arkadaşını özleyen Sezen var.
Çoğunu diğer şarkıcılarla paylaştığı Sezen hitlerine benzeyen hiçbir şarkı yok bu albümde, onu baştan söyleyelim. Yaşam tecrübesi açısından geniş bir birikime sahipseniz ve geleceğe daha az umutla bakmaya başlamışsanız, emin olun, bu şarkıları çok seveceksiniz.”Beşik”te de söylüyor ya hani; “Buraya bu acıyı çekmeye geldik...”.