"Karanlıktakiler"; Yaşayan Ölüler!
2009-10-13
“Karanlıktakiler”, ufacık bir aydınlık umudu bile barındırmayan, baştan sona “karanlık” bir hikaye anlatıyor seyircisine. Öyle bir karanlık ki bu; beyazperdeden seyirciye nüfuz ediyor, insanın içini sıkıştırıyor. Her bir karesine mutsuzluk ve huzursuzluğun hakim olduğu film, Çağan Irmak’ın seyircisini en çok zorladığı çalışması belki de...
Irmak’ın, Cihangir’de yaşayan komşularının hayatından esinlenerek yazdığı senaryo, hastalıklı bir anne-oğul ilişkisi üzerine kurulu. Akıl sağlığını kaybeden Gülseren, dört duvar arasına hapsolmuş, korkularıyla birlikte “yaşamaya” çalışan yaşlı bir kadın. Hayattaki tek varlığı, yokluğuna asla tahammül edemediği oğlu Egemen.
İyi huylu, temiz kalpli Egemen ise; annesiyle birlikte yaşayan, kendini bulamamış, belki de hiç arayamamış, kaybolmuş bir karakter.
Çıkış Yolu Arıyor
Yaşadıkları hayat, ölümün alegorisi adeta. Yüzlerindeki ruhsuz ifadeler, gözlerindeki boş bakışlar ve hareketsiz bedenleri ile “ölü” gibiler. Evlerindeki eşyalar eski, televizyon bozuk, her gün masanın üzerine konan kurabiyeler bayat.
Cehennem misali bu evde, oğlu yanında olduğu müddetçe, şikayet etmeden yaşıyor Gülseren. Ancak Egemen, hayatındaki bu çıkmaza bir çıkış yolu arıyor. Kaçıp gitmek istiyor; annesinden, o evden, kendinden...
Ofis görevlisi olarak çalıştığı reklam ajansının sahibi Umay’a duyduğu ilgi de, kaçma (kurtulma) hayalinin bir uzantısı aslında. Mevcut hayatından uzaklaşmasını sağlayacak herkes melek, her yer cennet ona göre. Bu durumda, patronunun gösterdiği yakınlığı yanlış yorumlaması da olası.
Eleştiri Alabilir
Karakterlerini normal yollarla bu çıkmazdan kurtaramayacağını anlayan yönetmen Çağan Irmak, finalde çözüm olarak uyuşturucunun “iyileştirici” etkisini kullanıyor. Filmin bu yönde eleştiri alması muhtemel. Nitekim Gülseren’e evden dışarı çıkma cesaretini vererek, karanlıktan aydınlığa doğru bir adım atmasını sağlayan güç; uyuşturucu etkisiyle yaşadığı farkındalık ve kabullenme süreci sonrasında ortaya çıkıyor.
Canlandırdığı karakterin tüm hassasiyetlerini beyazperdeye yansıtmayı başaran Meral Çetinkaya, Gülseren’in tutsaklıktan ve korkularından sıyrılarak, sokağa yeniden adım atmayı başardığı sahneyi öylesine “gerçek” oynuyor ki; film boyunca ıslanmayı bekleyen gözlerimiz sonunda muradına eriyor. Yönetmenin, Gülseren’in “özgürlüğüne” kavuştuğu anı resmedişi, filmin en etkileyici sahnesi.
Sıradışı Bir Hikaye
Filmlerinde “duygusal etki” üzerine yoğunlaşarak, sadece seyredilen değil, seyircisine “dokunan” filmler yapmayı seven Çağan Irmak, “Karanlıktakiler”de psikolojik dram türüne yakın, sıradışı bir hikaye ile çıkıyor karşımıza. Düşük temposu, karanlık atmosferi ve bıçak sırtı anlatımı ile seyirciyi zorlayan film, hikaye açısından da herkesin kendinden birşeyler bulabileceği bir film değil.
Yönetmenin önceki filmleri “Issız Adam” ve “Babam ve Oğlum” gibi ağızdan ağıza yayılarak, kendi kitlesini yaratacak bir viral etkiye sahip değil “Karanlıktakiler”. Ancak Çağan Irmak’a “hayalindeki hikayeyi istediği gibi anlatma özgürlüğü” tanıyan bu filmin, yönetmenin filmografisinde özel bir yer edineceğine de şüphe yok.




